Bayanlar Culübü Türkiye'nin en büyük kadın ve bebek ve erkek Arkadas sosyal paylaşım ve ilan platformu.
Sayfalar
▼
Pages
▼
Şehir yaşamında cinselliğe vakit yok
CETAD Başkanı Doç. Dr. Cem İncesu, “kentlerde yaşayan
insanların sürekli biçimde zamansızlık sorunu yaşamalarının, çiftlerin
sekse ayırdıkları zamanı azalttığını ve ayrılan zamanın kalitesini
düşürdüğünü” belirtti.
Yoğun çalışma temposu, sürekli bir
yerlere ya da bir şeylere yetişme telaşı ve koşturma içerisinde geçen
bir yaşam temposunun insan vücudunda stres hormonlarını yükselttiğini,
yükselen stres hormonlarının ise başta cinsel istek ve ereksiyon olmak
üzere çeşitli cinsel işlevleri olumsuz yönde etkilediğini anlatan Doç.
Dr. Cem İncesu, konuşmasını şöyle sürdürdü: “Kentlerde yaşayan
insanların sürekli biçimde zamansızlık sorunu yaşamaları çiftlerin sekse
ayırdıkları zamanı azaltmakta, ayrıca ayrılan zamanın kalitesini
düşürmektedir. Bu gelişmelerin doğal sonucu, aralara ve boş zamanlara
sıkıştırılmaya çalışılan, özellikle gece geç saatlerde ve yorgun biçimde
yaşanan, ‘görev icabı’ başlatılan, ‘isteksizce’ sürdürülen, ‘yeterince
haz almadan ya da doyuma ulaşamadan’ tamamlanan ya da hafta sonu
tatiller gibi belirli zaman dilimlerine ertelenen bir cinsellik kültürü
ve yaşam biçimi toplumda yerleşmeye başlamıştır.”
Bu sürecin
kadınlar açısından değerlendirdiğinde tablonun biraz daha karardığını
vurgulayan İncesu, çalışan, eşiyle aynı güçlükler, koşuşturmalar,
kariyer planları gibi stres faktörleriyle karşı karşıya olan kadınların
ev ve çocuk bakımı gibi yükleri de üstlenmeleri sonucu kendi özel
yaşamlarına, kişisel gelişimlerine ve cinselliklerine enerji ve
zamanları kalmadığını kaydetti.
Doç. Dr. İncesu, bu durumun kadınlarda zaten var olan cinsel isteksizlik ve motivasyonsuzluğu daha da arttırdığını bildirdi.
EN SIK GÖRÜLEN CİNSEL SORUNLAR Cem
İncesu, Türkiye’de kadınların en sık yaşadığı cinsel sorunun cinsel
isteksizlik ve cinsellikten yeterince haz alamamak olduğunu dile
getirerek, bunun da en temel nedeninin cinsellik konusunda toplumun
muhafazakarlığı ve kadın-erkek arasındaki ayrımcılıktan kaynaklandığını
söyledi.
Kadınların, doğdukları andan evlendiği güne kadar
cinsellik alanında sürekli yasaklar, kısıtlamalar, suçluluk ve
günahkarlık duyguları ile büyütüldüklerini söyleyen İncesu, cinselliğin
kötü, acı ya da utanç verici, kadınlar için gereksiz ve ayıp bir kavram
olarak benimsetildiğini ifade etti. Doç. Dr. İncesu, şunları anlattı: “Sonra
bir gün birileri ‘artık evlendin, bugünden itibaren cinsellik eşinle
serbest, hatta cinsellik senin evli bir kadın olarak görevin’ der ama ne
yazık ki cinsellik öyle hesap kitaplara, mantıksal önermelere,
toplumsal kurallara sığabilecek uyabilecek bir olgu değildir. CETAD’ın
2006 yılında ülke çapında yaptığı bir araştırma, kadınlarımızın
evlendikleri ilk günden başlayarak büyük sorunlar yaşadıklarını
göstermektedir. Her 100 kadından 54’ü ilk denemelerinden başlayarak
şiddetli ağrı, kasılma ya da korku, kaçınma gibi nedenlerle cinsel
birleşme kurmakta bile büyük güçlükler yaşamaktadır. Her 10 kadından
yaklaşık 1’inde bu zamanla da düzelmemekte ve vajinismus olarak bilinen
bir cinsel işlev bozukluğu olarak sürmektedir.”
Vajinismusun
cinsel birleşme kuramama, cinselliğin düzenli yaşanamaması, çocuk sahibi
olamama ve boşanma gibi dramatik sonuçları olan bir sorun olduğuna
işaret eden İncesu, bunun Batı ülkelerinde ender görülmesine rağmen
Türkiye’de cinsel tedavi merkezlerine gelen kadınların en sık başvuru
nedeni olduğunu belirtti.
Doç. Dr. İncesu, erkeklerin en sık
yaşadığı cinsel sorunların ise erken boşalma ve sertleşme bozuklukları
olduğunu dile getirerek, 40’lı yaşlardan sonra ve hipertansiyon, damar
hastalıkları ve şeker hastalığı gibi hastalıkların ortaya çıkmasıyla
sertleşme bozukluklarının oranlarının çok yükseldiğini söyledi.
İncesu,
herhangi bir hastalığı olmayan 40 yaşın altındaki genç popülasyonda ise
sertleşme sorunlarının oranının yüzde 10-20’lerde olduğunu ve gençlerde
ortaya çıkan bu sorunun psikojenik etkenler ile ilişkili sorunlardan
kaynaklandığını anlattı.
ERKEKLER TEDAVİYİ REDDEDİYOR Çiftlerin
cinselliklerini ve bu alanda yaşadığı ortak sorunlarını konuşmada
güçlükler yaşadıklarını vurgulayan İncesu, başvuran çiftlerle yaptıkları
görüşmelerde cinsel sorunlarını uzun süre birbirlerine hiç
açmadıklarını, konuşmadıklarını, bazen uzun yıllar her iki tarafın da
sorunun kendisinden kaynaklandığını düşünerek karşı tarafın konuyu
açmasını beklediğinin anlaşıldığını kaydetti.
İncesu, erkeklerin
de cinsel açıdan özgür ya da açık olmadıklarını, en özgüvenli
görünenlerin bile cinsel konularda genellikle çekingen, utangaç ve
kırılgan olduklarını ifade ederek, “Cinsel bir sorun yaşandığında
erkeklerin ilk tepkileri inkardır. Uzun süre sorunları olduğunu kabul
etmez, konu eşi tarafından açıldığında sıklıkla tepkiyle karşılar,
tedaviye başvurmayı, yardım istemeyi, çözüm arayışına girmeyi şiddetle
reddeder” diye konuştu.
Cinsel fonksiyon bozuklukları yaşayan
erkeklerin büyük bölümünün sorunlarını adeta bir kader olarak algılamayı
tercih ettiklerine dikkat çeken İncesu, “Tedaviye başvuru oranı bu
alanda sorun yaşayan erkeklerin yüzde 10’unun da altında olduğunu
söyleyebiliriz” dedi. Doç. Dr. İncesu, şu bilgileri verdi: “Cinsel
sorunlara etkin çözümler, günümüz dünyasında mümkündür. Cinsel
sorunların tam olarak çözülme oranları yüz güldürücüdür. Cinsel tedavi
merkezlerine başvuran ve cinsel terapi, tedavi süreçlerine giren kadın
ve erkeklerin cinsel sorunlarının çözüm oranları yüzde 70’den aşağı
değildir. Vajinusmus tedavisinde yüzde 95 başarı vardır. Kadın cinsel
işlev bozukluklarında henüz rutin bir ilaç tedavisi bulunmamakla
birlikte, erkeklerde durum farklıdır. Son 10 yıldır ereksiyon
sorunlarının çözümünde gündeme gelen ilaç tedavileri gerçekten bir çığır
açmıştır. Bugün artık bu sorun erkeklerin korkulu rüyası olmaktan
çıkmıştır. Özellikle cinsel terapi uygulamaları ile birlikte yürütülen
ilaç tedavisinde ereksiyon sorunlarında tedavi başarı oranları daha da
yükselmektedir.”
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder