Onsuz yaşayamayacağınızı düşündüğünüz kişi gitti ve siz nefes almakta
zorlanıyorsunuz. Bu durumu yaşayan ne ilk kişisiniz ne de son… Kendinize zaman tanıyın, acınızla yüzleşin ve yavaş yavaş silinip gitmesine yardım edin.
Tek bir tanımı yok… Herkes onu farklı yaşıyor, farklı anlatıyor. Kimi
onsuz yaşayamıyor, kimi bulamamaktan yakınıyor. Ama bir bulundu mu
hayatı alt üst ediyor. Aşktan söz ediyoruz. Geldi mi ayakları yerden
kesen, vücudun hormon dengesini alt üst eden aşk, gittiği zaman ise
geride derin yaralar bırakıyor. Ne diyordu Demet Sağıroğlu “Arnavut
Kaldırımı” şarkısında… “Giden aşklarımın ardından, ağlayamam ben böyle
yas tutamam…” Bu sözler, aslında acı çeken bir aşığın telkinlerini
yansıtıyor. Terk edilen her aşık yas tutuyor. Öte yandan hayat devam
ediyor ve aşk acısının bedenden yavaş yavaş çıkmasına izin vermek
gerekiyor. Peki ama nasıl? Avusturya Sen Jorj Hastanesi’nden Uzman
Klinik Psikolog Sinem Gül Şahin anlatıyor…
Aşık olunca bize neler oluyor?
Aşık olunca vücudumuz bazı hormonlar salgılıyor. Örneğin serotonin
hormonu, obsesif kompulsif kişilik bozukluğu olan hastalardaki düzeylere
yaklaşıyor. Bu da aşık olduğumuz kişiye sürekli takıntılı hale
gelmemize sebep oluyor. Dopamin hormonu salınımı artıyor, uyku ve iştah
dengemiz bozuluyor. Bu süreçte, aşkın gözü kördür sözünü doğrularcasına
aşık olduğumuz kişideki kusurları görmüyor, o insanı kendimizden bir
parça olarak görüyoruz. İlk aşklar genellikle ergenlik döneminde
başlıyor ve genellikle ilk aşık olduğumuz insanla evlenmiyoruz. Yani hiç
bitmeyecek sanılan aşklar bitiyor, onsuz yaşayamayacağımızı
düşündüğümüz insanlardan ayrılabiliyoruz. Bazen de aşk sadece tek
taraflı oluyor, karşı tarafın ona duyulan aşktan haberi dahi olmuyor.
AŞK ACISINI YENMEK İÇİN…
● Acele etmeyin; ayrılığın getirdiği acıyı bir süre yaşayacağınızı
baştan kabullenin, onu yenmek için kendinize biraz zaman tanıyın.
● Acınızın üstünü örtmeye çalışmayın. Bunu yaptıkça yas sürecini
ertelediğinizi ve tekrar sağlıklı ilişkilere geçiş aşamasını
geciktirdiğinizi unutmayın.
● Size onu hatırlatacak uyaranlardan uzak durun. Beraber gittiğiniz
mekanlara gitmekten, fotoğraflara bakmaktan, özel şarkılarınızı
dinlemekten kaçının.
● Size onu hatırlatacak konuşmalardan, programlardan kaçınmaları ve aranızda laf taşımamaları için arkadaşlarınızı da uyarın.
● Kendinizi iyi hissetmenizi sağlayacak yeni ilgi alanları bulun.
● Yeni ilişkiler kurarak bu acıdan kurtulmaya çalışmayın. Böyle
yaparsanız hem kendinizi kandıracağınızı hem de kıyaslama yaparak eskiye
daha fazla özlem duyacağınızı bilin.
● Konuşmak rahatlatır; ailenizle, arkadaşlarınızla dertleşin ama sizi
dinleyenleri bunaltacak kadar abartmayın. Gereğinden fazla onun hakkında
konuşmanın hatıraları canlı tutacağını da unutmayın.
BİR DARGIN BİR BARIŞIK
Ayrılan ve bunun getirdiği acıya dayanamayıp tekrar bir araya gelen,
üstelik bunu çok sık yapan çiftler de var. Böyle durumlarda ilişkinin
bir kısır döngüye girdiğini belirten Psikolog Şahin, “Böyle bir
durumdaki çiftin, çift terapisi alması gerekiyor. Bu ilişkinin ya
bitmesi gerekiyordur ancak taraflar bitiremiyordur ya da devam
edebilecek bir ilişkidir ancak çözülmesi gereken bir iletişim problemi
vardır. Çift terapisi sayesinde sorunlarını çözüp daha mutlu bir ilişki
sürdürebilirler ya da sağlıklı bir şekilde ayrılmaya karar verebilirler”
diyor.
Aşk acısı çekmenin kaç yolu var?
Kişinin yaşı, daha önceki deneyimleri, ayrılış türleri, kişinin baş etme
mekanizmasının ne kadar güçlü olduğu gibi faktörler aşk acısı çekmenin
şeklini etkiliyor. Örneğin yaşın ilerlemesi acı çekmeye engel olmuyor
ama zihin bu acıya aşina olduğu için, “Şu an acı çekiyorum ama biliyorum
ki geçecek” diye düşünüyor ve böylece acının üstesinden gelmek
kolaylaşıyor. Daha önce böyle bir acıyı deneyimlememiş kişi ise
yüreğinde çok daha ağır bir acı hissedebiliyor ve bu hissin hiç
geçmeyeceğini düşünebiliyor.
Takıntılı kişilik özellikleri ağır basan insanlarda ise ayrılıklar çok
sorunlu oluyor. Bir de bağımlı ilişki kurmaya daha yatkın olan, partneri
olmadan var olamayacağını, ona muhtaç olduğunu düşünen kişilerde
ayrılıktan sonraki süreç zorlu geçiyor. Bu kişilik özellikleri bazı
insanlarda genetik ve çevresel faktörlere bağlı olarak ortaya çıkarken
çoğunlukla da ailenin yetiştirme tarzıyla ilgili oluyor.
Ayrılıktan sonraki doğal süreç nasıl olmalı?
Ölüm de dahil olmak üzere tüm ilişki kayıplarında yaşanan bir yas süreci
oluyor. Bu sürenin yaklaşık altısekiz ay sürmesini bekliyoruz. Bu
dönemde kadın ve erkek davranışları farklılık gösterebiliyor. Yas
sürecinde kişinin içinde büyük bir acı, öfke oluşabiliyor. Biraz zaman
geçince “Ben zaten istemiyordum, böylesi daha iyi oldu” gibi inkar
duyguları öne çıkıyor. Sonrasında ise artık durumun kabullenildiği,
hayattan yeniden zevk alınmaya başlandığı, yeni insanlarla tanışmaktan
mutlu olunduğu dönem başlıyor. Yas süreci dokuzuncu aya doğru uzamaya
başladıysa bunun normal bir durum olmadığı ve kişinin desteğe ihtiyacı
olduğu düşünülüyor.
ACIYI BAZEN BİR UZMAN DİNDİREBİLİR
Uzman Klinik Psikolog Sinem Gül Şahin, baş etme mekanizmaları yeterince
güçlü olmayan kişilerde aşk acısı ile baş etmenin de güç olduğunu
belirtiyor ve ekliyor: “Altı ayın sonunda acınız hala taze, günlük
yaşantınızdaki işlerinizi yapmanıza engel oluşturuyor, konsantrasyon
bozukluğuna sebep oluyor, uyku haliniz artıyor ya da tam tersi
uyuyamıyor iseniz kesinlikle bir uzmandan yardım almalısınız” diyor. Aşk
acısı bedene de yansıyabiliyor. Mide kasılmaları, sürekli baş ağrıları,
uyku düzeninde bozulmalar ve iştah kesilmesi görülebiliyor.
KADIN AĞLIYOR ERKEK ÇAKTIRMIYOR
Genel tabloya bakıldığında kadınlar yas sürecini ağlayarak geçiriyor. Bu
dönemde arkadaşları ve aileleri ile duygularını paylaşmayı tercih eden
kadınlar aslında acıyla yüzleşmekte de daha cesur oluyor. Erkekler ise
çoğunlukla vurdumduymaz görünmeye çalışıyor, acıyı başka ilişkiler
yaşayarak bastırmaya uğraşıyor. Erkeklerin baş ediş tarzları farklı olsa
da aslında acıyı onlar da en az kadınlar kadar hissediyor.
Ah şu oksitosin!
Eşler arasındaki bağlanmaya etkisi olduğu için aşk hormonu olarak da
adlandırılan oksitosin, aşık olunduğunda salgılanıyor ve karşı tarafa
bağlılık geliştirilmesine neden oluyor. Ayrılıktan sonra size onu
hatırlatacak uyaranlar da bu hormonun salınmasını tetikliyor. Bu nedenle
ayrılık sonrası onu hatırlatacak yerlere gitmek, şarkılar dinlemek,
sosyal ağlar üzerinden takibe devam etmek aşk acısına hiç iyi gelmiyor.
Terk eden dik durmalı
Çok güzel başlayan ilişkiler hiç beklenmedik biçimlerde bitebiliyor.
Doğru olan ise karşı tarafın canını acıtmadan ayrılmak… Ayrılıktan
sonraki dönemde terk eden kişinin o net duruşunu sergilemeye devam
edebilmesi, karşı tarafa umut verecek davranışlardan kaçınması
gerekiyor. Sadece arkadaşça yaklaşımlar bile acı çeken için bir umut
olabiliyor. Terk edenin, “Hayatımın bir yerinde dursun, pişman olursam
geri dönerim” düşüncesi ile acı çekene umut verecek davranışlarda
bulunması yas sürecinin uzamasına neden oluyor.
Arkadaş kalmak mümkün ama…
Aşkın ilk altı ayında hormon salınımları, duyguları ve beyin
fonksiyonları çok farklı ve yoğun oluyor. Bu dönemde yaşanan
ayrılıkların ardından arkadaş kalmak zorlaşıyor. İlişkinin ilerleyen
yıllarında, o ilk coşkunun geçtiği dönemlerde yaşanan ayrılıklardan
sonra arkadaş kalmak ise daha kolay… Taraflardan biri hala aşıksa
arkadaş kalmak zorlaşıyor çünkü arkadaşlık sürdükçe “bir gün geri
dönecek” umudu hiç bitmiyor.
DEĞERSİZLİK DUYGUSU YIKICI OLUYOR
Ayrılıklardan sonra yaşanan en önemli sorunlardan biri de kendini
değersiz hissetmek oluyor. Başka birinin verdiği değer ölçüsünde kendini
değerli gören kişilerde bu duygu yıkıcı etkiler yaratıyor. Psikolog
Sinem Gül Şahin, aile içinde kendine değer verildiğini hisseden
kişilerin bu konuda daha şanslı olduğunu belirterek, “Bu nedenle ailede
çocuğa ‘Sen sadece sen olduğun için değerlisin, seni sevmemiz için bir
şey yapmana gerek yok’ duygusunun aşılanması gerekiyor. Bu mantıkla
büyüyen çocuk, ergenlikte de yetişkinlikte de aşk acılarını daha çabuk
atlatıyor” diyor.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder